|
Tweet |
BELKİ DE CARAVAGGİO'NUN RUHU OLABİLİRİM.
Benim
Caravaggio'm..
Nec Spe Nec Metu
Ne Umut Ne Korku!!
Caravaggio’nun hayata bakışı, olaylara ruhundan tuttuğu ışık, hayatı ele alış biçimi kısaca yaşam felsefesi böyleydi..
Nec spe, nec metu. Yani umut etmeden ve korkmadan yaşa!
Koyu rengin imparatoru..
Işığın efendisi Caravaggio..
Işığı iç dünyasının, ruhunun, duygularının dışavurumunu yansıtacak biçim ve şekilde kullanıyordu. Eserlerinde derin bir incelemeye geçtiğinizde gerçeklik anlayışı ile hayal dünyası arasında birbiriyle hem mücadele eden hem de birbirini tamamlayan tezatlıklar vardı.
Gerçeklikten ilham alıyor, tuvalin üstünde adeta bir trajedi yaratıyordu. O'nun şiirsel tablolarında fırça adeta bir dram tiyatrosunun usta yazarına ait kalemi gibi işliyor bazan gün içinde birden fazla insan yüzleri çiziyor eski Ahit alıntıları, karakterleri tablolarında boy gösteriyordu.
Bir portre ressamı olarak rüştünü ispatlayan Caravaggio'nun, bazen günde üç portre resmi yaptığı rivayet edilir, ne kadar doğru bilinmez ama yemeden, içmeden, günlerce uyumadan atölyede resim yaparak geçen günleri bilinmekte. Bazan günlerce eline fırça almadığı da düşünülürse hep bir karmaşa ve tezat yaşadığı doğru...
Sanat Tarihinin yaramaz, asi çocuğu otuzdokuz yıllık kısa yaşamında hazineler değerinde eserler yaratmıştı.
Resim sanatında siyahın her rengi etkisiz hale getirdiği hatta yuttuğu kabul edilir.
Ama
Caravaggio..
Oysa Caravaggio siyahtan daha fazla renk sevmiş miydi?
Kullanmış mıydı?
Hayır..
Caravaggio'nun resimlerinde siyah her şeydi.
Ve
Caravaggio'nun o muhteşem sanat eserlerinde koyu alanlardan vazgeçmemesinin nedeni, karanlık ruhundaki gizli kalmış bilinmeyen, belki kendisinin dahi unuttuğu duyguları, diplerde kalan karanlık yanları tuvale aktarmak, yaşamın zıtlıklarına işaret etmek, tezatlıkların savaşımını yansıtmak, ışık ve gölge dengesini sağlamak,toplumun istenmeyen, hor görülen, itilip kakılan hayatlarına fener tutmak, onları insanların adeta gözüne gözüne sokmak aslında kendisinin de içinden geçtiği karmaşık süreçlere kendince bir yorum getirmek…
Caravaggio enterasan bir kişilikti ya çok sevilen ya da hiç sevilmeyen bir insandı.Hayatı hep tezatlar içinde yaşıyordu. Duyyguları, aşkı, sevgiyi..
İşte bu yüzden her şeyi siyahla yaratıyordu.
Işıkta ve gölgede nasıl ve ne kadar kalması gerektiğini o kadar iyi biliyordu ki; gerçek bir usta olmanın ötesinde sanatta Barok akımın ev sahibiydi. Tablolarında an dediğimiz kısacık zaman dilimini adeta bir trajedi gibi yada bir dram gibi bize yaşatıyordu.
Caravaggio'nun çalkantılı yaşamına kavgalar, şiddet ve hatta cinayet damgasını vurmuştur. Bu sebeple sanatçının geçmişi çok sayıda sabıka kaydı, dava ve tutuklamalarla doludur. 29 Mayıs 1606'da Caravaggio, varlıklı bir aileden gelen bir gangster olan Ranauccio Tomassoni'yi muhtemelen istemeden öldürmüştür. Ancak Tomassoni ailesinin gücü ve nüfuzu nedeniyle, Caravaggio'nun hamileri onu daha önce pek çok kez olduğu gibi koruyamamıştır. Bunun sonucunda mahkeme Caravaggio'yu ölüme mahkûm etmiş, o da Roma'dan kaçmıştır. Sonuç olarak Caravaggio, hayatının son dört yılını Napoli, Malta ve Sicilya'da, sürekli Roma'ya dönme niyetiyle yaşamak zorunda kalmıştır. Roma'ya dönmesine olanak veren kefareti ödediği ve resmen affedildiği iddia edilse de affı almak için çıktığı yolculukta ölmüştür. Onun gizemli ölümünün nedeni olarak pek çok spekülasyon yapılmıştır: Doğal olarak gelişen bir hastalık, suikast veya intikam cinayeti... Sanatçının 39 yıllık yaşamının bu duygusal, abartılı ve şiddet dolu seyri, bugün bildiğimiz yaklaşık 96 tuvalde yer alan dokunaklı, dinamik ve acımasız imgelere yansımıştır.
#Michelangelo #Merisi da #Caravaggio
"VEDA ŞARKISI"
Geleneksel olarak hayatının sonuna ulaşan Caravaggio'nun son tablosu olarak kabul edilen, Goliath'ın kafasıyla David, sanatçının uç yıllarının tüm karakterini özetliyor. Caravaggio'nun çok istediği papalık affının kilit adamı olan kardinal yeğen Scipione Borghese için özel olarak boyanmış olması muhtemel. Tablo 1613 yılında Borghese koleksiyonunda (çerçeve satışı için) belgelenmiş ve sayısız kopya göz önüne alındığında özellikle başarıya ulaşmıştır.
David'in hikayesinin o ana kadar resmedilmiş en dramatik ve duygusal temsilidir: İncil temasının icadı önceki ikonografik geleneği devrim yapar.
Karanlık bir perdenin arkasından dörtte üç Davud, hala elinde kılıcıyla, kesildikten sonra hala kanayan Goliath'ın başını izlemeye çalışıyor. Başı çoktan kesilmiş olmasına rağmen hala canlı bir şekilde ifade ediyor. Yüzün vahşeti, ağzın çığlıkla açık olması, kirpiklerin temizlenmesi ve gözlerin açık olması David'in ifadesinin tam zıttı. Kahraman galip değildir, bakışı hüzünlü, yoğun ve kurbana karşı acınasıdır. Bu görünüm, aslında yaygın olarak resmedilen konunun otobiyografik yorumuyla sanatçının psikolojik koşullarını ve son yıllarda yaşadığı birçok zorlukları yansıtabilir. Gerçekten de, tablo hakkında söz eden en eski kaynaklar (Manilli ve Bellori) Goliath'ın kafası kesilmiş kafasındaki Caravaggio'nun kendi portresini tanımlar. Giacomo Manilli, Borghese villasını tarifinde (1650) ayrıca David'de ressamın «Kervanını» canlandırdığını söyledi. Bu son kimliğe güvenilir bir tarihsel yanıt vermenin zorlukları bir yana (bazen Mao Salini'de ve diğerinde Cecco del Caravaggio'da varsayımlanır, ancak ne kanıt ne de sonuçlar elde edemeden) Goliath'taki otoportrenin tanımlanması genellikle modern eleştiriler tarafından bu şekilde karşılandı ve genellikle varoluşçu anlamda kurbanın durumundaki halin kendisinin bir temsili olarak yorumlanmıştır. . 1971 yılında Maurizio Calvesi, kurtuluş arayışında Caravaggio tablosunu yorumu kapsamında, bu tabloyu erdemin kötülüğü yenmenin genel ahlaki temasının bir parçası olarak gördü. Calvesi'ye göre özellikle, kafa kesilmiş olarak kendini temsil etmek, günahkar Goliath'a karşı büyük kınama ve kendini tanımlama için umutsuz bir ipucudur.
Gökçen Saliha Ünal