|
Tweet |
BİR TANRIÇADAN DAHA FAZLASI
Kurtar Bizi Anadolu Tanrıçası Kybele
Kybele Anamız
Anadolu'nun Anası..
"Ölümsüz, ulaşılmaz ereğe,
yani Tanrı'ya giden yolda
kadın varlığı insana kılavuzdur.
Vardık mı yine Kybele'ye, bin bir adı ve kılığıyla hayat ve bereket sembolü Ana Tanrıça'ya?"
İşte İnsan
Azra Erhat
Ahh!! Anadolu, Güzel Anadolu..
Neler neler yaşanmıştır bu topraklarda, Anadolu'nun bereketine niceleri sığınmış, nice aşklar, destanlar, hikayeler anlatılmıştır, ne kahramanlar çıkmıştır Anadolu'nun göğsünden, ne fideler ekilmiş bu topraklarda ne güzellikler biçilmiştir. Kendi anasını da kendi doğurmuştur Anadolu..
Anadolu’da ilk Ana Tanrıça inancı olan Kybele, Anadolu'nun içinde doğmuş, büyümüş tüm evrene yerleşmiştir. Antik Yunan’da Artemis’e verilmiş ve “Magna Mater” yani “Büyük Ana” olarak tapınılmıştır. Romalılar döneminde Artemis’in adı değişmiş Diana ismini almış ve aynı Ana Tanrıça’ya olan inanç kültü evrensel olarak devam etmiştir.
Kybele, tüm tanrıların anasıdır, anaların anası kabul edilir. Bu evrensel özelliğe ek olarak, doğanın, hayvanların ormanların, vahşi hayatın ve dağların annesidir. Bu, özellikle Mysia (kuzey Ege), Anadolu'da, İda Dağı gibi belirli dağ bölgelerine atıfta bulunur ve özellikle ormanların, ağaçların, taşların, ve hayvanların saygısını içerir.Anadolu'nun yüzlerce sesinden, görselinden ve motiflerinin içinde enbaşında O gelir. Ana Tanrıça Kybele, doğayı, verimliliği, bolluğu, bereketi, canlılığı ve toprağı simgeler.
"Anadolu'da matriyarkal toplumun baş Tanrısı dişiydi, yani Kybele idi. Bu Tanrıça Anadolu'dan hemen hemen bütün Yakındoğu'ya yayıldı.
Kybele'nin bir sürü adı vardır. Örneğin Nana, Marienna, Dindymene, Sipylene."
Anadolu Efsaneler,iSayfa 81
Halikarnas Balıkçısı
Esrik ve kitonik [1] üremenin gizemlerinin tanrıçası olan Kibele, eski Anadolu’nun en önemli ana tanrıçası ve Frigya’nın şimdiye kadar bilinen tek tanrıçasıydı. “Hayvanların Sahibesi”, “Büyük Ana”, “Doğanın Anası” olarak adlandırılan Kibele’nin ilk önce Anadolu'da benimsendiği, daha sonrasında Yunanistan’ın yer aldığı anakaraya yayıldığı, burayı da Roma’nın takip ettiği anlaşılmaktadır.
Frigya’da, arkeologların Kibele’yi temsil ettiğine inandıkları çok sayıda aşırı kilolu ve oturan kadın heykeli bulunmasına rağmen Kibele kültü ve tapınımına ilişkin hiçbir kayıt elde edilememiştir. Ana Tanrıça olmanın bir karşılığı olarak sık sık doğum yaparken tasvir edilmektedir.
Dağın ve doğanın anası..
Kibele’ye dair Frig kalıntıları, kaya oymaları biçimindeki arkeolojik verilerden ve Eskişehir’de yer alan Pessinus [2]’ta bulunan kült alanından elde edilen kazılardan oluşmaktadır. Kibele’ye verilen “dağın anası” adı, Anadolu’daki tanrıçaların sık sık belirli dağlarla ilişkilendirilmesinden dolayı gerçek Anadolu kökenlerini yansıtır. Daha sonra Yunanlar ve Romalılar Kibele kültüne ilişkin daha iyi dokümanlar hazırlasalar da büyük bir kısmı hâlâ gizemini sürdürüyor.
Kybele'nin gücünü, sarsılamaz tahtını ve en yüceliğini sevgili Azra Erhat nasıl da güzel anlatmış..
"Bir masal var, öz Anadolu masalı, hem de ne eski, Havva'lar, Meryem'ler, Beatrice'ler, Leyla'lar, Dülsine'ler, Gretchen'ler olmazdı, o olmasaydı. Yontulmuş, yontulmamış taş çağından bu yana hep o, hem nerede, çepeçevre dolaş dünyayı, her yerde o; Kupapa, Kybebe, Kybele, Kıble, Hepa, Hebe, Ivi, Havva, Lat, Leto, Rhea, Ge, Artemis... Yüzlerce adıyla Toprak Ana, Ana Tanrıça, Asya'dan Amerika'ya, kuzeyden güneye, bir kutuptan bir kutba yayılmış bereket kaynağı Kadın."
İşte İnsan
Azra Erhat
Kibele, Antik Yunan’daki ana tanrıçaların bileşenlerine sahiptir: Gaia, Rhea ve Demeter. Bu tanrıçaların her biri kendi özellikleriyle dikkat çekmekte. Uranüs ile birleşen Gaia; tanrıları ve kozmosun çeşit çeşit alanlarını doğurmakla vazifeli Antik Yunan ana tanrıçasıdır. Rhea; Minos ve Miken [3] geleneklerinde antik kökleri bulunan Olimposluların anası olarak evrende benzer bir rol üstlenir. Demeter ise mevsimlerin geçişinden ve dünyanın bereketinden sorumlu olan, Olimposlular arasındaki ana tanrıçadır.
Tüm tanrıların ve tanrıçaların anası Kybele, bereketi, doğurganlığı temsil ederken aynı zamanda bekâretin de koruyucusudur. Bütün Anatanrıçalar, bekâret ile ilişkilidirler. Bu yüzyıllar boyu süregelmiştir ve tesadüf olamaz. Yunanlıların Artemis'i bunun en tipik örneğidir. En son örneği ise, bakireyken doğum yapabilen Meryem Ana'dan başkası değildir. Mitolojide sıkça karşılaştığımız kendini tanrılara adayan kadın figürleri bu anlayışın temsilcileridir.
"Dişi tanrıya tapma adeti Anadolu’da daha Yeni Taş Çağı boyunca egemendi.
Hatta o dönemde kadın tanrı baş tanrı idi. Aynı inancın daha sonraki dönemler de de süregeldiğini görüyoruz.
Nitekim Hattilerde “Vuruşemu”, Hurrilerde “Hepat”, Hititlerde “Arinna’nın Güneş Tanrıçası”, Geç Hititlerde “Kubaba”, Yunan ve Roma dönemlerinde “Kybele” adları ile anılan tanrı kadınlar, Yeni Tunç Çağı’ndan beri tanıdığımız Anadolulu geleneği sürdürmüşlerdir."
Anadolu Uygarlıkları
Ekrem Akurgal
"Tanrı"ya, "Tanrıça"ya armağan sunmak için yapılırdı sünnet. Örneğin Kybele'nin rahipleri, erkeklik organlarını, kökten kesip Ana Tanrıça'ya armağan ediyorlardı. Bir "bereket verici" diye inanılan "Tanrı Dumuzi" için de kadınlar sünnet oluyor ve organlarından sunuyorlardı. Prof. Dr. Philip Hitti, Sami toplumlarındaki sünnet geleneğinin asıl kökeninin de bu olduğu görüşündedir. Ne var
ki, Sami toplumlarındaki "tanrı", hem "efendi", hem de "erkek" (Seyyid, Rabb)olarak düşünülmüş olduğuna göre, erkeklerden kesilen cinsel organ parçasının O'na armağan edilmesinin uygunluğu tartışılabilir!
Din Bu-3,Sayfa 43
Turan Dursun
Kibele’nin Eşi Attis
Kibele, Attis adında Frigyalı bir çobanla birlikteydi. Her ne kadar Attis’in karakterinde Frig kökenlerinin izini sürsek de onların aralarındaki ilişki, Antik Yunan ve Roma’da da kabul edilmiştir. Kibele’nin genç eşi Attis, tanrıçadan daha aşağıda olsa dahi, ilahi görülmüştü. Attis’in Kibele’yle mi geldiği yoksa ondan sonra mı geldiği, Yunan ve Roma kaynaklarında fazlaca tartışılmaktadır.
Roma İmparatorluğu devrinde, Attis’in bir kralı hadım ettiği ve bu nedenden kendisinin de hadım edilerek bir çam ağacının altında ölümüne terk edildiği efsanesi yayılmıştır.Frigyalı bir ölümlü olan Attis, aşkının saflığıyla Kybele'nin gönlünü kazanır. Kybele onu eşi ve tapınağının muhafızı yapar. O da karşılığında sonsuza dek iffetli ve çocuksu kalacağına dair söz verir. "Eğer sözümü tutmazsam" der, "birlikte olacağım ilk kadın son kadınım olsun." Ne yazık ki, bu söz tutulması çok zor bir sözdür. Attis, bir ağaç perisi olan Sagaritis' in cazibesine kapılır ve bekaretini kaybeder. Öfkeye kapılan Kybele, Sagaritis'in ağacını keser ve böylece perinin kendisi de ölümcül bir yara almış olur ve Attis'in kollarında ölür. Bir ağaç perisi olarak canı zaten ağaçla bağlantılıdır.Eline keskin kenarlı bir taş alan Attis, felaketine neden olan genital organlarını keser. Bir çam ağacının altına akan kanı menekşelere dönüşür. Attis oracıkta, kendi açtığı yaralardan ötürü ölür. Son derece üzülen Kybele onu öldüğü yere gömer ve o bir çam ağacı olarak yeniden doğar; bu yüzden, o günden itibaren çam ağacı Kybele için hep kutsal olmuştur.
Attis kendini yaraladığı, öldüğü ve yeniden hayat bulduğu için aynı zamanda bereketi de
temsil etmektedir. Mevsimleri yansıtan öteki tanrılar gibi, onun da kışın öldüğüne ve baharda yeniden doğduğuna inanılır.
Roma takviminde, Kybele festivalinin birkaç gününde Attis onurlandırılır: 15 Mart Kybele'nin onunla tanışması; 22 Mart- onun kendini yaralaması; 24 Mart- ölümü ve 25 Mart- yeniden doğuşu.Takipçileri onu gömdüler ve sonrasında onun onuruna kendilerini hadım ettiler. Bu takipçiler, Kibele’nin Galli olarak adlandırılan rahipler kültüne büründüler.
Attis’in tam olarak kim olduğu, Kibele ile ilişkisinin durumu kadar tartışmalıdır. Akademisyen Roller’a göre “Attis” Anadolu’da oldukça yaygın bir isimdi ve rahiplik faaliyetleriyle bağdaştırılabiliyordu. Attis’in yalnızca Yunanlar arasında tanrısal bir mevki kazanmış olması ve Anadolu inancı içerisinde yer alan bir çoban olması da mümkündür. Attis’in Kibele’nin eşi değil de (adından ve Kibele’ye nazaran daha düşük bir statü sahibi olduğundan anlaşılacağı üzere) onun hizmetçisi ya da bir rahip olması da muhtemeldir.
Kibele, Roma’da daha çok Magna Mater ya da “Ulu Ana” olarak anılmaktaydı. Romalılar, Kibele’yi İkinci Pön Savaşı [4] esnasında, savaşın muhtemel olumsuz koşullarının etkisiyle bir kurtarıcı olarak kabul etti. Roma, Sibylline [5] kâhininin ön görüsü üzerine Kibele’yi yabancı tanrıçalardan biri olarak resmî anlamda tanıdı. Romalılar Kartaca [6]’yı yerle bir ederken Cumhuriyet, bu durumu yerinde bir hareket olarak onayladı.
Romalılar aynı zamanda Kibele’nin Antik Truva kentinin ana tanrıçası olduğuna inanıyordu. Romalılar, Romulus ve Remus’un doğumundan önceki savaştan kurtulanlarla birlikte Roma’nın bulunduğu yere yerleşmiş olan Truva prensi Aeneas’ı kendi ataları olarak benimsediler. Kibele’nin Aeneas’a gemi yapım malzemeleri tedarik ettiği düşünülmektedir. Bu yüzden Kibele’nin Roma panteonuna [7] kabulü, geçmişin ve bugünün birleşmesi olarak görülmekteydi.
Antik dünyanın bizlerden binlerce yılllık o uzak tarihli kutsal mitleri, görünüm değiştirmiş olsa da bugün de aramızda yaşatılmaktadır. Bunun en bilinen örneği İlkçağ'dan beri kutlanmakta olan ilkbahar törenleridir. Anadolu'nun Kybele/ Attis, Mısır'ın İsis/Osiris, Mezopotamya'nın İnanna/Tammuz, Antik Yunan'ın Demeter/Persephone ve dünyanın birçok bölgesindeki toprak-bereket, kış-ilkyaz, ölüm-dirilme kült törenleri günümüzde de bahar bayramları olarak kutlanmakta.
Dipnotlar:
Yunanca “dünyanın altında” anlamına gelen “kitonik”; tanrılara özellikle de yer altı tanrısına ait olmak demektir.
Ballıhisar’da bulunan Pessinus, Kibele’nin bulunduğu en önemli tapınma yerlerinden biri olarak bilinmektedir.
Miken Uygarlığı (MÖ 1600-1100) şehir örgütlenmesi ve sanat eserleriyle Antik Yunan’daki ilk gelişmiş uygarlıktır.
Roma ve Kartaca devletleri arasında meydana gelen İkinci Pön Savaşı (diğer adlarıyla Hanibal Savaşı ve Kartaca Savaşı), MÖ 218-MÖ 201 yılları arasında Akdeniz’de gerçekleşmiştir.
Sibylline: Antik Roma Krallık Dönemi’nde (MÖ 753-509), Libri Sibyllini isimli kehanet kitaplarının, bir kadın tarafından Roma’ya getirildiği ve bu kitaplar sayesinde Roma halkının birçok afet, felaket ve savaşla başa çıkabildiğine inanılır.
Kartaca: MÖ 814 yılında, Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisidir.
Panteon, “tüm tanrıların tapınağı” anlamına gelir. Bu yapı, ilk olarak Antik Roma’nın tüm tanrıları için tapınak olarak inşa edilmiştir.
Arthistory Saliha Ünal
Yararlanılan Kaynaklar
-Düşün Yazıları
Halikarnas Balıkçısı
-Anadolu Efsaneleri
Halikarnas Balıkçısı
-Antik Çağ’ın Gizem Kültleri
Hans Kloft
-Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı
Azra Erhat
-Din Bu-3
Turan Dursun
-Anadolu Uygarlıkları
Ekrem Akurgal
-İşte İnsan
Azra Erhat
-Mitoloji Sözlüğü
Azra Erhat