|
Tweet |
ANTİK DÜNYANIN MUHTEŞEM LAHTİ SİDAMARA'NIN ÖLÜM VE YAŞAM ÜZERİNE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...
“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu:
Zalim talihin oklarına ve yumruklarına dayanmak mı daha onurlu,
Yoksa bela denizlerine karşı silahlanıp,
Bunlara bir son vermek mi? Ölmek, uyumak.
Hepsi bu; bir uykuyla bitirebilmek bütün ıstırapları sonunda,
Doğanın bedene miras bıraktığı bin bir acıyı sona erdirmek,
Cânı gönülden istenecek bir son olmaz mıydı? Ölmek, uyumak;
Uyumak! Ve belki düş görmek: İşte bütün zorluk bu.”
Shakespeare, Hamlet, III, 1.
Her şey bir yanılsamadır aslında çünkü zamanı durdurmak sadece ölümü durdurmak değil, yaşamı da durdurmaktır.
"Her şeyini tanrılara ısmarla.
Bir bakarsın
kara toprak üzerinde bitkin yatan adamı doğrultur,
bir bakarsın dimdik duranı devirir,
baş aşağı ederler, yığın yığın felaket üşüşür başına
ekmeği elinden gider, aklını oynatıp sürünür."
Arkhilokhos
Her şey gibi zaman da bir yanılsamadır, çünkü zamanı durdurmak sadece ölümü durdurmak değil yaşamı da durdurmaktır.
Ölüm karşısında çaresiz olan insan, tarih boyunca ölümü onurlandırmak, ölümden sonra hatırlanmak için ve “diğer dünyaya bir görev” düşüncesiyle çeşitli ölümlerin ardından törenler düzenledi. Zaman içinde bu törenler geleneklerin de bir parçası haline geldi. Ölümle ruhun bedenden ayrılarak tanrıya ulaşması düşüncesi her toplumda farklı algılandı. Bu algıyla bağlantılı olarak her toplumda -elbette farklı inanışlardan dolayı da- çeşitli cenaze ritüelleri ve bununla da ilişkili olarak farklı mezar tiplerinin oluşmasına olanak sağladı.
"Ölüm
âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar,
her gece bir bülbül öter."
Yahya Kemal Beyatlı
Roma İmparatorluğu dönemine, MS 3. yüzyılın 2. yarısına tarihlenen eser, Karaman’ın Ayrancı ilçesine bağlı Ambar Köyü’ndeki Sidamara Antik kentinde bulunan Sidamara Lahdi’nin antik dünyanın en ağır lahdi olduğu biliniyor. 32 tonluk bir ağırlığa sahip olduğu bilinen lahdin keşfi ile ilgili yaygın olarak iki farklı anlatım yer alıyor.
Bunlardan ilkine göre, Sidamara Lahdi, 1882 yılında İngiliz Askeri Boşkonsolos Charles William Wilson tarafından gerçekleştirilen bir seyahat sırasında keşfedilir. Fakat taşınamayacak büyüklükteki lahdin, üzerinde yer alan çocuk figürünün başı Wilson tarafından Londra’ya kaçırılmak üzere sökülüp, üzeri yeniden toprakla kapatılır. Bu tarihten yaklaşık 16 yıl sonra 1898’de bu kez bir köylü (İbrahim Gündoğdu) tarafından bulunan lahit günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak bilinen Müze-i Hümayun’a bildirilir.
Yaygın olan bir diğer anlatıma göre ise, Sidamara Lahdi, 1875 yılında İbrahim Gündoğdu tarafından evinin bahçesinde buğday çukuru kazılırken bulunur. Bu durum daha sonra İstanbul’a bildirilir ve yapılan yazışmalardan sonra eserin İstanbul’a gönderilmesi talep edilir. Fakat eserin İstanbul’a getirilmesi çok sonra gerçekleşir. Sidamara Lahdi İstanbul’a getirilmeden önce 1879 yılında Charles William Wilson tarafından kazılarak lahdin üzerinde bulunan çocuk figürünün başı sökülüp 1883 yılında Londra’ya kaçırılır.
Her iki anlatıma göre de Sidamara Lahdi, Müze-i Hümayun müdürü Osman Hamdi Bey tarafından bölgede yapılan incelemeler sonucu 1901 yılında Müze-i Hümayun’a getirilir.
Sidamara Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi‘nde sergilenen eserlerden en değerli olanlarındandır. MÖ.3. yüzyıla tarihlenen bu lahit, 1898 yılında Konya’da Ambar köyü civarında bulundu. Lahit, bulunduğu bu yerin adını aldı. Burasının adı antik dönemde “Sidamara” olarak biliniyordu.İstanbul
Lahitin ön yüzünde yaşlı bir filozof figürü vardır. Bu figür Helenistik dönemdeki değişimin sembollerindendir. Lahit 1800 yıl öncesine tarihlense de (bu dönem Roma imparatoru Augustus sonrasına denk geliyor), ondan iki yüz yıl önce etkili olan Helenistik dönemin etkileri lahit üzerinde hala görülebiliyor.
Asya tipi bir lahide güzel bir örnektir. Tek parça mermer bir bloktan oyulmuştur ve kapak yine aynı malzemeden yapılmıştır. Arkeologlar Asya tipi lahitleri, süslemerinde kullanılan çift kıvrımlı detaylarla ayırırlar. Birbirinde bağlı bu iki kıvrımın alegorik bir anlamı da vardır: Ölümün sonsuzluğunu temsil eder. Benzer bir detay Sidamara lahdinde de vardır.
Sidamara Lahdi’nin varlıklı bir karı-kacaya ait olduğu düşünülüyor. Lahdin üzerinde her ikisinin de heykelleri var. Muhtemelen öldüklerinde aynı lahdi paylaştılar. Lahdin yan kenarlarında birinde ise bir kapı figürü var. Hades kapısı olarak geçiyor bu kapı. Kapının yanındaki iki kişi yani lahdin sahipleri ellerinde meyve tabaklarıyla resmedilmiştir.
Lahdin ön yüzünde genç bir kadın, muhtemelen bu genç kadının annesi olan yaşlı diğer bir kadın ve yaşlı bir filozof figürüne yer verilmiş. Yaşlı filozof figürü yapılan heykellerde Helenistik dönemin etkilerinin bir kanıtı olarak düşünülüyor. Ve bu figürlere iki Romalı muhafız eşlik ediyor. Ayrıca figürler, aralarındaki Doruk sütunlarla birbirinden ayrılmış.
Lahdin üzerinde mitolojide güneş tanrısı olan Apollon figürü vardır. Lahtin üzerinde dinlenerek ve yıldızları gözlemleyerek tasvir edilmiş. Lahdin etrafında ise Büyük İskender’in savaş sahnelerine ve İskender’in organize ettiği av partilerinden bazı karelere yer verilmiş. Benzer figürler, yine aynı müzede sergilenen İskender Lahdi‘nde de bulunmaktadır.
Lahdin yan yüzeyinde ise, çeşitli atlı figürleri var. İskenderin katıldığı savaşlardan birine ait olduğu düşünülüyor.
Charles Wilson tarafından Londra’ya kaçırılan parça ise daha sonra 1932 yılında kızı Marion Olivia Wilson tarafından Londra’da bulunan Victoria & Albert Müzesi’ne bağışlanır. ‘Eros Başı’ olarak anılan bu eksik parçanın 1934 gelindiğinde ise Türkiye’ye iadesi istenir. Her ne kadar bu talebe sıcak bakılsa da ‘Eros Başı’nın Türkiye’ye iadesi gerçekleşmez. Eksik parçanın yerine ise bir kopyası yerleştirilir. Günümüze kadar bu şekilde sergilenmeye devam eden eser yakın tarihte İstanbul Arkeoloji Müzesi ile Victoria & Albert Müzesi arasında imzalanan işbirliği protokolü neticesinde artık orijinal ‘Eros Başı’ ile sergileniyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri sonucu 2022’de Türkiye’ye getirilen orijinal ‘Eros Başı’ yaklaşık 140 yıl sonra ait olduğu yere yerleştirildi. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri içerisinde yer alan ve mimar Alexandre Vallaury’nin imzasını taşıyan Arkeoloji Müzesi içerisinde görülebilir.
Gökçen Saliha Ünal
#sidamara #ölüm #lahit #istanbularkeolojimüzeleri #omaa #antik #arkeoloji #sanattarihi