|
Tweet |
“BURADA YATIYOR…”
"Mezarlar insanların en son evleri
ve en son duvarlarıdır.
Onlar bedenlere evlerden daha sadıktır.
Onlardan kalan akıtılan gözyaşları
ve ölülerin sonsuza dek kalacak, fani olmayan miraslarıdır.
Ölüm uykusundan sonra artık vücudun güzelliği
geri alınamaz. Burası bir sükun şehridir."
Herakleia Pontika'dan Pandomim Sanatçısı Krispos'un Mezar Anıtından..
----
İki ayrı mezar taşından bahsedeceğim, iki ayrı mezar,iki ayrı hayat ve son yolculuğunda ayrı ya da benzer bitiş.Yaşamın son bulduğu yer.
Herakleia Pontika'dan Pandomim Sanatçısı Krispos'un mezar anıtı..
Bugünkü adıyla Karadeniz Ereğli, antik yöre Bitinya'daki Poutos Euxenos'-un güney kıyılarında bulunmaktadır.
Kdz.Ereğli’de gösteriler yapan ve orada ölen eski Mısırlı pandomim sanatçısı Krispos’un anısına yapılmıştır. Kaidesi ile birlikte 2.10 m yükseklikte bulunan anıtın önünde 19 satırdan oluşan ve kazılarak yazılmış bir şiir bulunmaktadır. Anıt, yüksek bir kaide üzerinde oturtulmuş iki korint başlıklı sütun, sütunların arasında içinde başsız bir büstün bulunduğu oyuk ve üçgen çatı olarak tasarlanmış taç kısmından oluşmaktadır. Anıt, Kdz.Ereğli Müzesi bahçesinde bulunmaktadır.
Dönemin ünlü Pandomim sanatçısı Krispos adına yapılmış bu mezar anıtı üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır.
KRISPOS Anıtı’nın Kitabesi
Burası bir sükun şehridir.
“Mezarlar insanların en son evleri ve en son duvarlarıdır. Onlar bedenlere evlerden daha sadıktırlar. Onlardan kalan akıtılan gözyaşları ve ölülerin sonsuza dek kalacak fani olmayan miraslarıdır.
Ölüm uykusundan artık vücudun geri alınmaz. Burası bir sükun şehridir. Çıplak olarak taşınıp içine gömülüp sağlam, ebedi istirahatgah, ebedi evdir. Bu nasıl bir mezardır ve burada yatan ölü kimdir? Hayatta kazanılan zaferlerin nefrete layık abidesidir. Taş ve toprak olan işaretleri, ölülerin mezar taşları. Suskun harflerimizle öleni dile getiriniz.
Vücudunu yitirip telef ettikten sonra hangi insan buraya ismini verdi? Ölü insan Krispos, Fariz Ülkesinin (bugünkü Mısır) ve başak taşıyan (toprağı verimli yapan, hayat veren anlamında kullanılmıştır.) Nil nehrinin vatandaşı bu anıtın altında yatmaktadır. O ki dönüp duran bir trajedinin ilk zafer çelengini kazanmıştır. Dünya bu pandomimciye hayran kalmış, onu övmüş ve tiyatronun altın çiçeği olarak görmüştür.
Onun parlak cazibesi yirmi dokuzuncu yaşında beklenmedik bir anda ve şekilde sönmüştür.
-------
Diğer mezar taşı da Sinope'lu kaptan Julius Kallineikos'a ait..
Sinope'lu kaptan Julius Kallineikos'a selam olsun!
Gerek mezar taşının üzerinde yazanlar gerekse stel'in tasarlanış biçimi gerçekten çok ilgi çekici.
M.S. 3.yy'da yaşamış olan Sinop'lu denizcinin yaşamı da mezar taşı gibi güzel olmuş mudur?
Kaptan Julius Kallineikos'un mezar stelinde yazanlar;
"Selam Yolcu!
Kallineikos, bir çok azgın dalga aşıp Lethe'nin (unutmuşluğun) sınırına yelken açtın, ki seni, derinliklerinde deniz yok etmedi, fakat toprak, on dört yıl soylu bir şekilde yaşayıp uzun zaman önce ölen küçük kardeşin Kalligonos'a özenen seni, ağır bir hastalıkla yeryüzünden sildi.
Moira'ların kararı böyleydi.
Julius Kallineikos burada yatıyor."
------
Rindlerin Ölümü / Yahya Kemal Beyatlı
Hafızın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle,
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şirazı hayal ettiren âhengiyle.
Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.
Bu şiiri çoğumuz edebiyat derslerinden anımsarız, ben de çok severim ayrıca.
Yahya Kemal'in de söylediği gibi "Biz ölülerimizle yaşarız".
Bir çoğumuzun belki her gün önünden geçtiği mezarlıkların geçmiş bir yaşamı, birbirine benzeyen ya da farklı olan hikayeleri, sırları ve sembolleri var. Her biri farklı zamanın şahidi olan mezar taşları..
İnsanların ölülerini muhafaza ettikleri, genellikle yeryüzünde sergilenen ve çoğunlukla taştan oyulan, sandık şeklinde mezarlara lahit denir. Lahitler genellikle nekropollerde bulunurdu.Bilindiği üzere, "kurgan" Batı dillerindeki "tumulus", yapay mezar tepesi karşılığı kullanılan Türkçe bir sözcüktür. Anadolu ve Ön Asya'ya yabancı olan bu türde mezar anıtı geleneğinin en erken temsilcilerine Asya bozkırlarında M.Ö. 5. binyılın ikinci yarısından beri rastlanılmaktadır.Kurganlar Eneolitik, Tunç, Demir, Antik ve Orta Çağ zamanlarında inşa edilmekle beraber hala bazı Güney Sibirya ve Orta Asya halkları tarafından geleneksel bir biçimde inşasına devam edilmektedir. Arkeologlar Kurgan kültürünü çeşitli alt kültürlere ayırmaktalardır.
Geçmiş zamanlarda antik dönemde ölü gömme geleneklerini görmekteyiz ,bu geleneğin çıkış noktasının ölen kişinin ardından, hayatta kalan ailesinin, sevdiklerinin yaşamını yitiren kişiyi uğurlama, yolcu etme merasimi olmasıyla birlikte,yakınları için bilinmeze olan yolculuğun karşı konulmaz gizi ve bu gizeme dönük anlam arayışıdır. Bu nedenle de ölüm teması antik zamanlardan itibaren sırrına ulaşılamayan bir olgu olarak ve ölümden sonraki bilinmezliğin belirsizliği antik dönemde pek çok ritüeli de beraberinde getirmiştir. Bu da aynı zamanda çok çeşitli ve birbirinden farklı ölü gömme gelenekleri ve mezar tipi çeşitliliğinin oluşmasına neden olmuştur. Mezar stelleri de bu paralelde farklılık, çeşitlilik içerisinde bir çok tipolojileriyle öne çıkmaktadır.
Antik Yunan mezar steli formları Klasik Dönemde Atina öncülüğünde sekil kazanmıştır.Bilindiği üzere,Hellenistik ve Roma Dönemleri boyunca, Anadolu başta olmak üzere Yunan ve Roma kültürünün etkisindeki tüm coğrafyalara yayılım göstermiştir. Geç Antik çağa kadar bakıldığında daha çok tercih edilen ve yaygın olarak kullanılan mezar stellerin biçim özelliklerinden yola çıkılarak çeşitli sınıflandırmalar ortaya çıkmış ve genel kabul gören tipolojiler oluşturulmuştur.
Mezar taşlarında yer alan ayrıntılar bize onların yaşadığı ve mezar anıtının yapıldığı döneme ışık tutar. O dönemde yaşayanların kimlikleri, değer yargıları, inançları, yaşam ve öteki alem-öbür dünya hakkında ipuçları verir.
Bir mezarın bulunduğu yer ya da konumu, ölen kişinin belirli bir yere olan bağlantısını belirtirken,kişisel bağlılığını yansıtabilirken, mezar anıtının üzerinde ki, işçilik ve kullanılan malzemeler bize mezar sahibi hakkında ait olduğu sosyal statüyü işaret eder.. Mezarlardaki yazıtların varlığı okur-yazarlığın göstergeleridir, özellikle kullanılan dekoratif motifler dini bağlantılara işaret edebilir.
Gökçen Saliha Ünal
Arthistory Saliha Ünal
#istanbularkeolojimüzeleri #istanbularkeolojimüzesi #sinope #sinop #gravestele #mezartaşı #denizci #romanarchaeology #Herakleia #Pontika #Krispos